Elhamdulillâhi Rabbilâlemîn

Ellâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve selleme teslîmâ.

Kardeşlerim,

Siteyi oluşturma amacımız, Benî Hâşimden Ebû Cafer Abdullah b. Misver'in (r.a) anlattığı aşağıdaki Hadis-i Şerifi ihyâ etmektir

Bunun için gerekli ön bilgiler, düşünme (tezekkür, tefekkür, tedebbür ve muhabbet) tâlimleri ve yöntemi anlatıldı.

Site, cep telefonları için tasarlandı.

 

Hz. Rasûlullah'a (s.a.v) bir adam geldi ve,

- Ey Ellah'ın Rasûlu ! İlmin garâibini (gizli olan yönlerini) bana öğret, dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlullah (s.a.v):

- İlmin başı hususunda ne yaptın ki, gizli olan tarafından soruyorsun? Adam:

- Ey Ellah'ın Rasûlu ! İlmin başı nedir diye sordu.  Hz. Rasûlullah (s.a.v):

- Rabb'ini bildin mi? هَلْ عَرَفْتَ رَبَّ ؟ ) dedi. O da:

- Evet, cevabını verdi. Tekrar Hz. Rasûlullah (s.a.v):

- O'nun hakkı konusunda ne yaptın. فَمَاذَا صَنَعْتَ فِي حَقِّهِ ؟ ) diye sordu. O da:

- Ellah'ın dilediği şeyleri, dedi.  Tekrar Hz. Rasûlullah (s.a.v):

- Ölümü bildin mi? هَلْ عَرَفْتَ الْمَوْتَ ؟ ) diye sordu. O da:

- Evet, dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlullah (s.a.v):

- Onun için ne hazırladın?  فَمَا اَعْدَدْتَ لَهُ ؟ ) diye sordu. Adam:

Ellah'ın dilediği şeyleri, diye karşılık verdi. Bunun üzerine Hz. Rasûlullah (s.a.v):

- فَانْطَلِقْ فَاَحْكِمْ رَاْسَ الْعِلْمِ ثُمَّ تَعَالَ فَتَعَلَّمْ غَرَائِبَهُ ) "Şimdi git. İlmin başını, hikmeti öğren ve sonra gelip onun gizli olan yönlerini (garâibini) öğrenirsin". buyurdu.

Şâyet, Rabbimize ârif olmak için, ilmihâl bilgileriyle ibadet etmek yeterli olsa idi, Hz. Rasulullah (s.a.v) ;

هَلْ عَرَفْتَ رَبَّ ؟ ) "Rabbini bildi mi?" sorusunu sormazdı.

Ayrıcaفَانْطَلِقْ فَاَحْكِمْ رَاْسَ الْعِلْمِ  ) "Şimdi git. İlmin başını, hikmeti öğren." EMRİNİ, buyurmazdı.

Hz. Rasulullah (s.a.v) emrini, hem temel ilmihâl bilgilerini ondan görerek ve duyarak öğrenen bir adama, hem ârif olmaya tâlip olanlara verdi hem de aklı, Ellah Teala ve Rasulüne (s.a.v) teslim etme sürecinin nasıl olacağını bildirdi.

 

Düşünme Tâlimi Yöntemi :

 

1) Tefekkür ederken; Fiil cümlelerinde "Fâilin sıfatı + Fiil + Harficer + Mecrur isim" unsurlarını birlikte kullanırız.

(a) Bu dört unsurdan birinin anlamı bilinmez ise, fiilin zuhur sebebi tesbit edilemez. Dolayısıyla da, müsebbib bilinemez ve NİÇİN sorusu cevapsız kalır. Örnek :

 فَمَاذَا صَنَعْتَ فِي حَقِّهِ ؟ ) "O'nun hakkı konusunda ne yaptın." terkibinde ; "Fâilin sıfatı + Fiil + Harficer + Mecrur isim" unsurları bilindiği takdirde tefekkür tâlimi için, gerekli olan "1.Ön Şart" yerine getirilmiş olur. 

Sonra  فَمَاذَا صَنَعْتَ فِي حَقِّهِ ؟ )  sorusunun bana da sorulduğunu kabul etmem ve kendime örnek aldığım Mürşidimin nasıl yaptığını görerek bilmem gerekir. Bu "2.Ön Şart" da gerçekleştikten sonra tefekkür tâlimi başlar, daha önce değil.

Örnek : Sultan Seyda Seyyid Muhammed Râşid El-Hüseynî (k.s) un namaz kılışını gördükten sonra, namazımla ilgili tefekküre başladım, daha önce değil.

(NOT : Fâilin sıfatı ile kastedilen :

(a) Nefsin değişken olan ; emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiye, merdiyye ve kâmile ile sıfatlanmasıdır.

(b) Nefsin, şeytana âit olan ; emir altına girmeme, üstünlük kurma, menfaatini kollama ve kendini beğenme vasıfları ile vasıflanmasıdır ve hevâ olarak anılmaktadır. Not: Hevâ'nın tarifi için bakınız 28/50. 

(c) Nefsin kendisine ait olan ; firavunluk, tâgutluk, nemrutluk ve keyfe düşkünlük vasıflarıdır ve nefs olarak anılmaktadır.)

Bu konuda Sultan Seyda Seyyid Muhammed Râşid El-Hüseynî (k.s) şöyle buyurdu : "İnsanın evini yıkan en büyük düşmanı kişinin nefsidir. Onun için insanın kendinden haberi olmalı ve nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır.)

(b) Şayet "harficer ve mecrur isim" yoksa, yapılan tâlime tezekkür denir. Örnek :

 هَلْ عَرَفْتَ رَبَّ ؟ ) terkibinde ; Harficer ve mecrur isim olmadığı için tezekkür edilir ama tefekkür edilmez.

Çünkü muhatabda görülen vasıflanmalar yüzüne açıkça söylenmez. Hz. Rasulullah (s.a.v) in açıkça söylemediği gibi.

Mübtedâsı ve haberi olan isim cümleleri ile; hem tezekkür tâlimi edilir, hem de tefekkür tâlimi edilir.

Her bir Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şerifin zâhiri ve bâtınî anlamları Tezekkür ve tefekkür ile bilinir

2) Tedebbür ederken; Fiil cümlelerinde  "Ellah Teala'nın Esmâ'sı + Fiil + Harficer + Mecrur" unsurlarını birlikte kullanırız.

(a) Bu dört unsurdan birinin anlamı bilinmez ise, Ellah Teala'nın iradesi tesbit edilemez ve emri, hükmü, lütfu, takdiri, hikmet'i bilinmez.

(b) Şayet "harficer ve mecrur isim" yoksa, yapılan tâlime muhabbet denir ve kişiye, Ellah Teala'ya ve Hz. Rasulullah a.s.v'a muhabbet derecesini bildirir.

Mübtedâsı gizli olan isim cümlesi ile Tedebbür tâlimi edilir (Örnek : Besmele-i Şerife)Haberi gizli olan isim cümlesi ile muhabbet tâlimi edilir (Örnek 55/1)

Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şerifin haddi ve matlaı anlamları, tedebbür ve muhabbet ile bilinir.

3) Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)'in İlmine Şâhidlik etmek için, Hadis-i Şerifler ile; tezekkür - tefekkür - tedebbür - muhabbet tâlim edilir.

"İlmine Şâhidliğin EDEBİ" de SADECE BİR Hadis-i Şerifi tâlim ederken öğretilir. Çünkü her bir Hadis-i Şerif, aynı pazzılın bir parçası gibidir.

Sünnetleri ihyâ ederek yaşayan ve sofilerine yaşatmayı öğreten Gavs Seyyid Abdulbâkî El-Hüseynî'e (k.s) Tâbi olanlara muhabbet cezbesinin verileceği, 3/31 de vâdediliyor. Çünkü Ayet-i Kerime "Habîbim DE ki :" emri ile başlıyor.

4) Ellah Teala'nın Aşkına Şâhidlik etmek için, Kur'an-ı Kerim ile tâlim edilir. 

"Aşkına Şâhidliğin EDEBİ" de SADECE BİR Ayeti Kerimeyi tâlim ederken öğretilir. Çünkü her bir Ayet-i Kerime, aynı pazzılın bir parçası gibidir.

5) Ellah Teala Âşık'tır, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Mâşuk'tur. 

Geceleyin O'na bedelü'l-mutâbık ve gündüzün de O'na atf-ı beyân olan vâris'i, ÂŞK'tır.  Aşk'ın ; ismi de vardır. Cismi de vardır. Sıfatları da vardır ama vasıfları yoktur.

Çünkü, vasıflananın kendisi menfaat görürken, muhatabı dâima zarar görür. Sıfatlanan (Ellah Teala'nın boyasıyla boyanan) ise - güneş gibi, beşere ve mahlukata - dâimi bir hayırdır.

Beşerdeki aşk, ilim, akıl, güven ve amel araz'dır. sıfat veya vasıf değildir. Çünkü araz'da EDEB var ise sıfatlananda olduğu gibi, hem kendisi hem de başkaları fayda görür. EDEB yok ise; (1) Hem kendisi, hem de başkaları zarar görür. (2) Vasıflanan da olduğu gibi, kendisi menfaatlenebilir ama başkaları zarar görür. (3) Başkaları faydalanır ama kendisi zarar görür.

Aşk'ın ismini, Erzurumlu İbrahim Hakkı (k.s) şöyle tarif ediyor : "Tefsir-i Sırr-ı Kur'andır. Cümle müşkül anınla asândır."

Tirmizi, İbni Abbas'dan (r.a) : Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Ellah'ı seviniz. Beni de, Ellah'ın sevgisi ile seviniz. Ehl-i Beytimi de, benim sevgimle seviniz." Bu Hadis-i Şerifi ihyâ edebilmek için Ehl-i Beytin çok iyi tanınması ve itaat edilmesi zaruridir. Çünkü ;

(1) Dostluk, tanıdığın (ârif olduğun) ölçüde oluşur. Sevgi ise, dostluktan sonra ortaya çıkar. Aşk da, sevgiden sonra görülür - duyulur - bilinir.

(2) Sevgi, güven ve itaat birbirinden ayrılmaz. Biri varsa, diğer ikisi de mutlaka vardır. Mesela; Güven eksik ise, sevgi de eksiktir, itaat de eksiktir.

Aşk'ın cismi (zamanımızdaki), Gavs Seyyid Abdulbâkî El-Hüseynî (k.s) hazretleridir. Çünkü, ilim ile aşk arasında dâimi bir sarmal döngü bulunur, yani biri varsa, diğeride mutlaka vardır. Ellah Tealanın bir lütfu ve müjdesidir. İlmi ve aşkı öğretmekle görevlidir. Delili ; 51/28 

وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ ) "Melekler, Hz.İbrâhim (a.s) mı alîm bir oğul ile müjdelediler."

"Alîm" kelimesi ; nekre olarak ve hem semâi ism-i mef'ul, hem sıfat-ı müşebbehe, hemde mübalağalı ism-i fâil'in kalıbında  ve mefulün bih gayri sarih olarak görev yaptığı için Ayet-i Kerime, bunlarla ilgili bilgileri kapsar : 

*) Nekre olarak geldiği için, her devirde sıfatları bilinen ama fiilleri (neler yapacağı bilinmeyen) doğuştan alîm, bir oğul dâima mevcud olacak anlamı saklıdır.

*) Semâi ism-i mef'ul kalıbındaki görevinde, zamanı gelince de, Hz. Rasûlullah'ın (s.a.v) vârisi olan Rabbâni âlim olarak görevlendirilecek anlamı saklıdır.

*) Sıfat-ı müşebbehe kalıbında geldiği için Hz. İsmâil (a.s), âlim olarak doğdu ve kıyamete kadar da, alîm bir oğul var olacaktır anlamları saklıdır. Aksi halde Ayet-i Kerimeye, tarihten bir yaprak gibi (oldu ve bitti, bir daha olmaz gibi) çok yanlış bir anlam verilmiş olur. (67/13)

*) Mübalağalı ism-i fâil kalıbında geldiği için sürekli (24 saat, ömür boyu), Hz. Rasûlullah'a (s.a.v) hizmet edendir anlamı saklıdır.

*) Mefulün bih gayri sarih de "Bi" harficerinden dolayı : Bir sebebe bağlı olarak Hz. İbrahim'in (s.a) Zatını ve sözlerini tercih ederek vârisi (mânevi oğlu) anlamı saklıdır.

*) Ellah Teala ve Muhammedî olanlar, alîm olduğuna ve görevlerini eksiksiz yaptığına şâhiddir. Hz. İsmâil'e (a.s), Ellah Teala'nın ve kavminin şâhidlik yaptığı gibi.

Aşk'ın sıfatları, Hz. Rasulullah (s.a.v) "Ümmetimin âlimleri, benî İsrâilin peygamberleri gibidir." buyurdu. Her devirde bir tane Rabbânî âlim olacağı için, göreve başlamadan önce benî İsrâilin peygamberlerinin tamamının sıfatlarıyla sıfatlanma tâlimini tamamlamış olacak. Çünkü bu devirde günahların tamamı, her an işleniyor. Gavs Seyyid Abdulbâki (k.s) bu konuda "Artık nefs bile kemâlatını tamamladı ..., Nefs'in bile işleyeceği farklı bir günah kalmadı." buyurdu.

Muhammedî olanlar ; hem ilmine şâhid, hem aşkına şâhid, hem de AŞK'ın Şâhidi olanlardır. 

Örnek 3/53 : ( رَبَّنَا ءَامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ )

Meâli : "Ey Rabbimiz! - İndirdiğin şey'e îman ettik - ve Rasulüne tâbi olduk - bizi şâhidlerle beraber yaz." Ayet-i Kerîmesidir.

Çünkü şâhid olabilmek için ; görmek (veya görür gibi olmak), duymak, bilmek ve idrâk etmek gereklidir. Bu nedenle, Muhammedî olanlar ; Aşk'ın ismine de, cismine de, sıfatlarına da ve vasıflardan temizlendiğine de 3/53 duâsı ile şâhidlik ederler.

"Aşk'a Şâhidliğin EDEBİ" ni de bir Rabbâni Âlim tâlim ettirerek öğretir. Çünkü Rabbâni Âlim'e tâbi olanlar, Hz. Rasulullah'ın (s.a.v) sohbetini O'ndan dinler ve feyzini de, O'ndan alır.

6) Tefekkür edilebilen her Ayet-i Kerime Tedebbür edilebilir.

7) Tezekkür edilen her Ayet-i Kerime ile de, muhabbet edilebilir.

 

------- Açıklama -----

Düşünme tâlimlerinde, önce köklere ve BAB'lara ait sözlük bilgilerinden faydalanır, sonra Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki anlamları tesbit edilir.

Örnek-1 : هوى  ) kökünden türeyen 2.BAB Şahin vs. için ; "Avın üzerine yıldırım gibi inmek" anlamına gelir. Şayet bu kökten 4.BAB üretilirse ; "Bir şeye meftun olmak, sevmek" anlamına gelir.

Düşünülürse, iki anlamında bir biri içinde saklı olduğu görülür. Şöyle ki ; Şahin'in avına dalışını gözleyen kişi cümlesini 2.BAB dan kurar. Şayet şahin avına dalışını bize anlatabilseydi, cümlesini 4.BAB dan kurardı.

Örnek-2 : Bir gün Hz. Rasulullah (s.a.v), Sahab-i Kiram'a "Ellah Teala'dan hakkı ile haya ediniz." buyurdu. Onlar da, "Yâ Rasulullah! Biz Ellah'dan haya ediyoruz." diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Rasulullah (s.a.v), "Sizin bildiğiniz gibi değil. Ellah'dan hakkı ile haya etmek ; başı ve içindekileri korumak, karnı ve içindekileri korumak, ölümü çok anmak ve dünya süsünü terk etmektir." diye buyurdu.

Örnek-3 : 4/136 (... يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا ءَامِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ ) Meâli :"Ey iman edenler! - Ellah'a ve O'nun Rasulüne ve O'nun kitabına iman edin ..." Ayet-i Kerimesinde ;

(  ءَامَنُوا ) kelimesi 2.BAB dan gelen lf'âl babının mâzisinin mâlumudur ve "iman ettiler (güvendiler, sevdiler ve itaat ettiler)" anlamının davranışlarda görülmesidir.

2.BAB'dan gelen imanda ; (1) Fiil ve davranışlar  KESBΠdir. Yani, Hz. Rasulullah'a (s.a.v) ve vârisine güvendiğinin ve onları sevdiğinin işaretleri olan fiilleri ve edebi irade ile sergiler.  

(2) ZAT'ına itaat, izne bağlıdır. Delili : 4/64 ( إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ ) "ancak Ellah'ın izni ile itaat edilsin diye gönderdik."

Esmâ-i Nebî' olan ( سَيِّدُنَا  مُطَاعٌ ) "Efendimiz Mutâ'a (s.a.v)" ile ahlaklanan bir vârisinin kıyamete kadar dâima var olacağını saklı olarak bildirir.

Çünkü güven, sevgi ve itaat birbirinden ayrılmaz. Yani biri varsa, diğeri ikiside zorunlu olarak var demektir veya biri yok ise, diğer ikiside yok demektir. Hz. Ali (k.a.v),  sevginin 69 alâmetini (tıklayın) bildirdi.

Şöyle de söylenebilir ; O'na (Rehberine, Önderine) olan güveni arttıkça, ondaki sevginin alâmetleri olan itaatleri de artar veya güveni azaldıkça da itaatlerinde azalma olur. Bu nedenle "iman, artar ve azalır" denmiştir.

(  ءَامِنُوا ) kelimesi aynı zamanda lf'âl babının emri hazır, muhatab müzekker cemisinin mâlum'udur. Yani sadece muhataba "siz Ellah Teala ile ve Rasulü ile ve Kitap ile güvende olun, sevilen olun, itaate olun" emridir.

4.BAB'dan gelen imanda ; (1) Fiil ve davranışlar VEHBΠdir. Çünkü emir ve yasaklara itaatin ancak terbiye olmuş nefs ile olacağı ( سَيِّدُنَا  مُطِيعٌ ) "Efendimiz Mutî'e (s.a.v)" olan Esmâ-i Nebî den anlırız.  

(2) Emin olma, güvende olma, güvenli olma hâli  Araz dır. Yani EDEBİNCE korumadığı takdirde, o kişiden 4.BAB'dan gelen iman soyulup çıkartılır, nefsi ve hevası ile başbaşa bırakılır. bilgisi vardır. Bu açıklamalar, فَانْطَلِقْ   ) "Şimdi git." emrinin tam karşılığıdır. Ellahu Âlem.

İbn-i Abbas (r.a) ın naklettiği bir Hadis-i Şerif ve şerhinde bu kelimenin 4.BAB'daki anlamını şöyle açıklanmış (Ebû Talib El-Mekki, Kalplerin Azığı, 1.Cild, sayfa, 90-92) :

"(  ءَامِنُوا ), NURlardır. Lutfedilen bir sıfattır ve çalışılarak kazanılmaz. Bu nurlar sayesinde Yüce Ellah'ın kayyûmiyetî ( yarattıklarını koruyup yönettiğini) müşâhede eder. Devamlı O'nun tarafından gözetildiğini ve himaye edildiğini görür. Bu himaye devam etsin diye hep O'na nazar eder. Böyle olunca artık nefs (vasıfları) ve heva (vasıflanmaları) onda etkili olamaz."

NOT : Hz. Rasulullah'ın (s.a.v) isimlerinden birisi de Seyyidunâ Kayyîm (Ümmetini koruyup, yöneten) dir

Bu bilgilere göre Ayet-i Kerimenin meâli : "Ey O'na güvenenler - Ellah Teala ile ve O'nun Rasulü ile ve O Kitap ile emin oldular (güvende oldular)" şeklinde olur ve haberdir, emir değildir. Çünkü (  ءَامِنُوا nun sıgası mâzi mâlumdur, emir  sıgasında değildir.

 

Not : İz edatı ile başlayan Ayet-i Kerimeler, okuyan ve dinleyenlere kendi aklının kâbiliyetlerine göre sorumluluk yükler. Açıklama için "İz edatındaki saklı bilgiler paragrafına" bakınız

İz - İzâ edatı : http://www.sarfnahiv.com/Amil/Edatiz.htm

Arapça'yı bilmesek bile, Kur'an-ı Kerim'in ve Hadis-i Şerif'lerin muhâtabı olduğumuz için, Kelâm'ı ; tezekkür, tefekkür, tedebbür ve onlardaki muhabbeti idrak edebilecek düzeyde Sarf-Nahiv kâidelerini (gramerini) öğrenmekle yükümlüyüz. Ayrıca ;

(1) Hz. Rasûlullah (s.a.v) "Her âyetin bir zâhiri, bir bâtıni, bir haddi, bir matlai vardır." buyurdu. Meâl ve tefsir bilgilerinin dört anlamı da verebilmesi mümkün değil.

(2) Meâl ve Tefsirlerden bilgileniriz ama, buradaki cümleler ile düşünme tâlimlerini de yapamayız.

Çünkü, Kelâm mânevi bir varlık olup, Rehber görevi, kâbiliyetleri, kokusu ve nûru vardır. Cümlede ise, hiç biri yoktur. Örnek-1 : 21/ 69 :

قُلْنَا يَانَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ ) Ayet-i Kerimesinin Meâli olan ;

(Biz : "Ey ateş ! İbrâhim'e serin ve selâmet ol." dedik.) cümlesi, okuyanı ve dinleyeni bilgilendirir ama, Kelâm'ı anlamak için gerekli olan sarf - nahiv kâidelerini ve saklı anlamlarını bulamayız.

 Örnek-2, Risale-i Kudsiyye'den : Bir medrese talebesi vefat etmiş ve gömülmüş. Münker - Nekir melekleri talebeye : مَنْ  رَبُّكَ  "Rabbin kimdir?" diye sormuşlar. Talebe de :

(مَنْ)  mukaddem haber, (رَبُّكَ) muahhar mübtedâ diye cevap vermiş. Melekler, "Yâ Rabbi bu ne diyor ?" diye sormuşlar. Ellah Teala da meleklerine ;

"Benim kullarım, Kelâmımı anlamak için bir takım kâideler öğrenirler, bu da onlardandır, söylediği doğrudur, ona dokunmayın" buyurmuş.

(3) Düşünme çeşitleri olan ; tezekkür, tefekkür, tedebbür ve muhabbet arasındaki farkların ve düşünme tekniklerinin bilinmesi de zorunludur. 

Bu konuda Hz. Ali (k.a.v), "İlimsiz ibadetin hayrı yoktur. Tedebbürsüz kıraatın da faydası olmaz." buyurdu. Örnek-1 : 2/238

( وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ ) "Namaza kalkın - Ellah Teala'ya kânitîn olun." emrindeki  (  قَانِتِينَ ), "dâima hürmetle ve ihlâsla itaat edenlerden olarak ..." anlamı vardır. 1. BAB'dan olduğu için, hürmetin ve ihlâsın tüm organlarında davranışların ile görülmesi zaruridir. Müzekker ism-i fâil kalıbında gelen bir hâl'dir (Namaza kalkanların hâlidir.)

Bu nedenle namaza kalkışına ve namazına BAK ! şâyet sende hürmet ve ihlâs yoksa bil ki, ibâdetinin de hayrı yoktur.

Örnek-2 : 3.BAB'dan gelen ( صنع ) ve ( فعل ) köklerine ait masdarlar, yapmak, iş, fiil olarak tercüme edilir, ama anlamları bir birinden çok farklıdır.

Şöyle ki : ( صنع ), bir fiili ; güzel, uygun, mükemmel ve hayırlı bir şekilde yapmak demektir. Hayvanlara ve cansızlara nisbet edilerek kullanılmaz.

Şöyle de söylenebilir : Her ( صنع )bir fiildir. Fakat her ( فعل ), bir ( صنع ) değildir. Bu sarf bilgisini dikkate alarak, Hz. Rasûlullah ;(s.a.v) ın,

فَمَاذَا صَنَعْتَ فِي حَقِّهِ ؟ ) "O'nun hakkı konusunda ne yaptın?"

sorusunu tefekkür ettiğimizde, O'nun hakkı konusunda neleri ; güzel, uygun, mükemmel, hayırlı ve idrâkinde olacak bir şekilde yaptığımızı veya yapamadığımızı tesbit edebiliriz.

Bunun içinde O'nun hakkının neler olduğunu bilmemiz ve yerine getirmemiz gerekir. Aksi takdirde ibadetimiz, âdet haline dönüşebilir ve hayrı görülmez.

O'nun Hakkı konusunda derlenen bilgiler :

a) Ellah Teala her kuluna maddi ve mânevi 12 organ bahşetmiş ve bunları sadece O'nun için koruyan ve kullanan kulunun da, Hakkını Koruduğunu kabul edeceğini bildirmiştir. Bu şarta, "Haremlik" denir.

Ayrıca, haremliği her zamanda ve her mekanda yaşayanı da belâ ve dertten uzak edeceğini bildirmiştir. Bu cevaba da "Selâmlık" denir.

Çünkü "Haremlik - Selâmlık" Türkçe değildir. Arapçada şart cümlesi ve cevap cümlesidir. Yani, "Ey kulum ! Sen hakkımı korursan, seni belâ ve dertlerden korurum" sözleşmesidir. Bakınız : 2/38 ve 20/123 de; " ... korkmazsın, mahzun olmazsın, sapmazsın ve bedbaht olmazsın .... "

Şöylede söylenebilir : "Haremlik - Selâmlık" : Erkekler bu tarafta otursun. Kadınlar bu tarafta otursun demek değildir.

Farz namazlarından sonra okunan "Ellahümme EntesSelâm - ve minkesSelâm ...." duâsı ile, her gün beş defa O'nun Hakkı'nı koruduğumuz için, belâ ve dertleri bizden uzak etmesini isteriz.

Ellah Tealanın belâ ve dertden koruması, kulun Ellah Tealadan beklediği bir LUTUFdur. Çünkü O'nun Hakkını gereğince yerine getirmede aciz kalmaktayız.  (Yâ Rabbî, bizleri affeyle.)

b) 12 adet maddi ve mânevi organlarımız şunlardır : Dil, kulak, göz, el, ayak, akıl, nefs, kalb, ruh, sır, hafâ ve ahvâ. Her birini sadece Ellah Teala için nasıl korumamız  ve kullanmamız gerektiği Fıkıh kitabı ile tasavvufi eserlerde anlatılmıştır.

c) Hz. Rasulullah (s.a.v) gelen adam'a, 12 organını Ellah Teala için korumadığını ve kullanmadığını kendi dili ile itiraf ettirdikten sonra, 

فَانْطَلِقْ فَاَحْكِمْ رَاْسَ الْعِلْمِ  ) "Şimdi git. İlmin başını, hikmeti öğren." emrini vermiştir.

d) Cevşen-i Kebîr'deki 1000 adet Esmâ-i Efâl mânayı fiil (mânevi fiil ve mânevi fâil) olup, lafzi kıyasî âmil olarak görev yapar ve sanki bize ; "Ey kulum! sana işimi, gücümü ve hakkımı 1000 adet Kelâmda saklı olarak bildirdim." der. Örnek :

 يَا مُهَيْمِنُ  (Ey bütün varlıkları kotrol altında tutan Müheymin !) Esmâ-i Efâlinde, "Doğru - Yanlışı sadece Ellah Teala ve Hz. Rasulullah (s.a.v) bildirir, akıl değil." anlamı saklıdır. Çünkü (a) Doğru - yanlışı bilmeyen hiç bir şeyi kontrol edemez. (b) Hz. Rasulullah'ın (s.a.v) isimlerinden biri de Seyyiduna Müheymin'dir.

Şöyle de söylenebilir : 1000 adet Esmâ-i Efâl'in herbiri, ayrı bir mânevi fâildir. Görünmez ama, eserleriyle (fiilleriyle) varlığını  ( أَنْتَ ) ve كَ ~ ) zamirlerine (bize) bildirir.

Ente : http://sarfnahiv.com/Mamul/ZamirEnte.htm

 

Hz. Rasûlullah (s.a.v), bizden amellerimizi  صنع ) köküne göre yapmamızı istiyor. Çünkü, bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurdu : "... Ellah, o amelin cübbesini sırtına giydirir. (1) Kulun halinden anlaşılır, (2) O amelin tesiri kendinde görülür.فعل ) köküne göre yapılan amellerde ise bu özellik yoktur.

فعل ) köküne göre yapılan ibadete, âdet denir. Hz. Rasûlullah (s.a.v) : "Sizin için en çok korktuğum şey ibadeti, âdet haline getirmenizdir." buyurdu.

Kelimelerdeki saklı bilgiler :

(1)  فَانْطَلِقْ   ) emrinde, "Bu durumda, seninle bağımı çözüp, seni serbest bıraktım, mutavaatı kestim, seni kendinle başbaşa bıraktım, .... Uzaklaş." anlamları saklıdır. Çünkü,  طلق ) fiili ; 1.BAB'dan ve 2.BAB'dan ve 4.BAB'dan ve 5.BAB'dan gelir ve infiâl BAB'ındadır. Bu nedenle emr-i hazır sığasının anlamında dört BAB'ın ve infiâl BAB'ının genel özellikleri saklıdır.

İnfiâl Babı, maddi oluşumu (davranışları) ifade eder. Ancak ne ile? nasıl? kim tarafından? kimin eliyle olduğu örtülüdür ama niçin sorusunun cevabı, tezekkür edene bildirilir.

Mutavaat : Müteaddi'den lâzım'a dönüşmüş bir fiilin tesirinin, mef'ulün bih'de meydana gelmesidir.

(2)    فَاَحْكِمْ   ) emrinde "Artık akılsızlığı (ahmaklığı) terk et, Hakîm biri ol ve adalet ile hükmet veya Hikmet sahibi biri ol."  anlamları saklıdır. Çünkü,  حكم ) fiili, 1.BAB'dan gelen if'âl BAB'ının emri hazırıdır.

(3)   رَاْسَ الْعِلْمِ  ) İsim tamlamasının NASB halidir, sarf-nahiv kâideleriyle bilinen bir müfret isim hükmündedir. Ayrıca , "ilmin başı" terkibinde ; 

(a) "İlim, DİRİDEN alınır. Kitaplardan ise, bilgi alınır." haberi saklıdır. İmam Zerkeşî (k.s), ilmi diriden almaktan engellenenleri altı grupta toplamış:

(*) Kalbinde bid'at türü itikâd ve düşünceler bulunanlar,

(*) Günahta israr edenler,

(*) Kalbinde kibir, hevâ ve dünya sevgisi bulunanlar,

(*) İmanı tahkik seviyesine ulaşmamış veya tahkiki zayıf olanlar,

(*) Sadece zâhiri ilme sahip müfessirlere itimat edenler,

(*) Nakle bakmayıp, aklî yorumlara yönelen ve güvenenler.

(b) İsim tamlaması, bir lakab dır ve bunu taşıyan görevli bir kişi, dâima olacak bilgisi saklıdır (c) .... ve diğerleri.

(4)  الْعِلْمِ ) kelimesi, mârife masdar dır ve fiili 4.BAB'dan gelir. Marife masdar'da "Bu ilim, sana bir lutuf olarak verilendir. Hızır a.s ın ilmi gibi." anlamı saklıdır.

(5)   تَعَلَّمْ ) emri, Tefa'ul BAB'ındadır ve bir şeyin mutavaat ile ; zorlanarak, itina göstererek, çabalama ile sonuca kademe kademe ulaşılacağını bildirir.

(6)  اَعْدَدْتَ ) mâzi fiildir ve عدد ) kökünden ve 1.BAB'dan gelen muzaaf'ın İf'âl BAB'ıdır. Bu nedenle; mâzi,  1.BAB, Muzaaf ve İf'âl den gelen bilgileri kapsar.

Muzaaf'dan dolayı ;  (a) Gönlünden geçen, aynen gerçek oldu. / Görenler için, işin hikmeti zâhir oldu. / Olayın sonuçları şimdiden görünür ve bilinir hâle geldi. .... vb anlamlar saklıdır. Örnek : Hz. Yusuf (a.s) ın, babasına gönderilmesi ve Hz. Mûsâ (a.s) ın annesine gönderilmesi رَدَّ  ) gibi.

(b) "Görelim Mevlâ ne eyler, Ne eylerse güzel eyler." mısralarının anlamı 1.BAB Muzaaf fiilde saklıdır.

(c) Muzaaf kalıbında gelen isimlerde (Hakk, Hadd, Hemm ... gibi) ise, "Bana gösterilip sevdirildiği için, bende o muzaaf ismi sevdim ve giyindim" anlamı saklıdır.

İf'âl BAB'ıdan dolayı ; (a) Fâil, o şeyi her yönüyle bildi ve başkası tarafından da bilinmesini sağladı. anlamı saklıdır.

(b) Kendisi bir çabada bulunmadan, karşısına çıkan sebeblerin gereğini yaptı. anlamı saklıdır.

(7) عرف ) fiili 2.BAB'dan gelir ve mânevi hastalıkları olanlar, ârif olamazlar. anlamı saklıdır. Meselâ, ârif olan hiç bir mahluka bedduâ edemez.

Şöyle de söylenebilir : Vasıflanmış nefs tezkiye edildikten sonra, ârif olma tâlimi başlar. Daha önce değil. Çünkü ;

Kendimize ârif olabilmek için, öncelikle vasıf kelimesinin Kur'an-ı Kerimdeki anlamını bilmemiz gerekir. Bakınız,

Vasıf :http://www.sarfnahiv.com/Mamul/Vasif.htm

Hz Rasulullah (s.a.v) ve Vârisi'ne ârif olabilmek için, öncelikle sıfat kelimesinin Kur'an-ı Kerimdeki anlamını bilmemiz gerekir. Bakınız,

Sıfat ve sıfat tamlaması http://www.sarfnahiv.com/Mamul/Sifat.htm

Kur'an-ı Kerim'deki vasıf ve sıfat'ın anlamını bilindikten sonra, Hud-112 Ayeti Kerimesindeki saklı EMRE şâhidlik edilir, daha önce değil.

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا  ) "Emir olunduğun gibi dosdoğru OL - seninle beraber tövbe edenler de - aşırı gitmeyin."

(8)  (  فِي حَقِّهِ  ) "O'nun hakkı" car-mecruru, Mef'ulün bih gayrı sarihdir ve şu bilgileri kapsar ;

(a) Zarf-ı müstakar olarak görev yaptığı takdirde, "Keyfi işlerini terk edip, sürekli (24 saat, ömür boyu) O'nun hakkını korumaya çabaladınmı ki, gizli İlmi istiyorsun?" veya "Rabbinin hakkını korumadığına herkez şahid." anlamları saklıdır.

Lafzi kıyasi âmil olarak görev yapan zarf-ı müstekar ; hem mânevi bir fiildir, hem de mânevi bir fâildir. Çünkü fiil, fâilin bir cüzüdür.

(  فِي حَقِّهِ  ) mânevi fâil olarak görev yapınca, zâhiri fâilini (evde yalnız iken bile hakkını koruyanı) REF ederek herkesten gizler. Cevabı olan Selâm'ı  NASB ederek, hakkını koruyan kulundan belâ ve derdi uzak ettiğini herkese gösterir. Bu konuda Hz. Ali (k.a.v) "İnsanın başına gelen belânın sebebi kendisidir ama bilmiyor." diye buyurdu.

Zarf-ı müstekar, içindeki saklı mektubdan hiç bir zaman ayrılmaz. Ellah Teala, bu mektupta yazılı olanları tefekkür ve tedebbür edenlere bir olay ile te'vil ederek öğretir. Örnek : 7/53 

(يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ"onun te'vilinin geleceği gün." buyurdu. Bu günlerde 2/8-16 ayetlerinin te'vilini yaşayarak öğrendiğimiz gibi.

( فَمَاذَا صَنَعْتَ فِي حَقِّهِ ؟ ) de : İsimle birleşen mecrur muttasıl zamiri  ( هِ ), ibadetlerimin âdet'e dönüşüp - dönüşmediğini, Mürşidimin ibadetini esas alarak ölçüp karar vermekle sorumlu olduğumu ikaz eder.

Tefekkür ve tedebbür için zaman harcamayan ise, kıssayı bir hikaye gibi okur - geçer ve Hz. Ali (k.a.v) nin haber verdiği gibi buradaki ilmin hayrını görmez.

(c) Ayrıca sorunun muhatabı olarak ( صَنَعْت )  fiilindeki Fâil zâmiri ( تَ ), nefsimin vasıflanmasını ve mânevi hastalıklarımı bilmekle sorumlu olduğumu ikaz eder.

Çünkü, aşağıdaki tabloda listelenen hastalıkların hiç biri bende bulunmasaydı, Hz. Rasulullah (s.a.v) bu soruları sormazdı.

Şayet, kişi  kendi nefsini islah etmeye (hastalıklarını tedavi etmeye) muktedir olsa idi, Ellah Teala 2/151 ile O'nu, bize ; kitabı, hikmeti ve bilmediklerimizi öğretmek ve bizi tezkiye etmekle  görevlendirmezdi.

Hikmet hk'da : 2/17'deki Ayet-i Kerimede : Ellah Teala'nın emrinde ve hükmündeLütfu saklıdır. Lütfunda, takdiri saklıdır. Takdirinde, HİKMET'i saklıdır. haberi vardır. Bu nedenle hikmeti tesbit edebilmek için ; 

Önce, açık veya saklı emrini ve hükmünü tesbit etmek sonra, lütfuna şâhidlik etmek daha sonra, takdiri görmek gerekir. Bunun için de, Ayet-i Kerimenin mutlaka yaşanması zaruridir. Kıraat ederek veya tefsir okuyarak hikmet öğrenilemez.

Bu nedenle bana ; kitabı, hikmeti ve bilmediklerimi öğretecek, hastalıklarımı gösterecek ve tedavi edecek bir Mürşide muhtacım. 

(d) "O'nun hakkı" nın neler olduğunu öğrenmemiz için Hz. Rasulullah (s.a.v) bize, iki yöntemi sürekli uygulamamızı emretti.

Birincisi : "Ellah Teala ile sohbet etmek isteyen Kur'an okusun." diyerek, her gün Kur'an-ı Kerimi okumamızı, anlamak için gayret etmemizi ve Hadis-i Şerifleri uygulamamızı emretti. Çünkü akıl, Kur'an-ı Kerimin birinci muhatabıdır.

İkincisi : "Yemin ederim ki, namaz kılan Rabbi ile fısıldaşır." diyerek, O'nun hangi Esmâ'sı ile fısıldaşdığımızı bilerek namaz kılma tâlimini emretti. Çünkü, Kelâm'ı sıfatlanarak öğreniriz ve tâlim ederek de idrâk deriz. Cümleleri ise, okuyarak öğreniriz, konuşarak anlatırız

Namazda, Fatiha ve zamm-ı sûreleri okumanın üç şekli vardır :

(1) Senâ ederek (fısıldaşarak) okuma,

(2) Kıraat ederek (ne söylediğini bilerek) okuma,

(3)  Gafletle (anlamını bilmeden) okuma.

Namazda ve namaz dışında ise, tilâvet ederek (emirlere tâbi olduğunu hâl diliyle beyan ederek) okuma. Bakınız : 2/121 ve 73/4

Hazret-i Muhyiddin (k.s) tilâvet hakknda "Kur'an-ı Mubîn'in harflerini, kelimelerini okurken hakkını yerine getirerek okuyunuz. Zira hariçte vücud bulur. O'nun hakkını vermeden okursanız, eksik vücudlu olarak zâhir olur." buyurdu.

Namazdaki okuyuşunu DİNLE.. Aşağıdaki şartları taşımıyor ise senin إيّا zamirin, mefulün bih olarak görev yapamıyor (Rabbi ile fısıldaşmıyor) ve senâ etmeyi terk ediyor demektir.  Örnek: 1/5

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ Ayet-i Kerimesini SENÂ edenin (kıraat edenin değil) birinci mefulün bihi,  إيّا Mansub Munfasıl Zamir'idir ve ikinci mefulün bihi ise كَ zamiridir.

كَmuttasıl zamiri "HİTAB HARFİ" olarak görev yaptığı için namazdaki hitap, ikinci mef'ulün bih olan Rabbil-Âlemîn'nin ZAT'ına yapılır. Bilgisi saklıdır.

Çünkü zamir bir mefhuma değil, ZAT'ın kendisine delalet eder ve zamirde vasfiyyet mânası yoktur (sıfat ve mevsuf olmazlar).  (Mefhum: Sözden çıkartılan mâna, sıfat, vasıf, ifâde, anlaşılan şey.)

"Namaz kılan Rabbi ile fısıldaşır." Hadis-i Şerifinde;  إيّا  Mansub munfasıl zamirine,"Kişinin Rabbi ile fısıldaşan zamiri" denir ve  كَ  muttasıl zamirine de, "Kişinin hitap ettiği zamir (Rabbi olan Esmâ)" denir. bilgileri saklıdır. Çünkü,

Birinci ve ikinci Kelâm'da "Kişinin hitap ettiği  كَ   zamiri'nin  sakladıkları anlamlar farklıdır.

إِيَّاكَ نَعْبُدُ   hitabı, Ellah Teala'nın Vahdâniyet Esmâ'sınadır

 وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  hitabı ise, Ellah Teala'nın Ehâdiyet Esmâ'sınadır. (Açıklama için bakınız : Risâle-i Nûr, Sözler,1)

İki Esmâ arasındaki en belirgin farklardan biri :  Vahdâniyet de, hiyerarşi yoktur. Ehâdiyet de, hiyerarşi vardır.

(NOT : Hiyerarşi ;  mevkilerin, salâhiyetlerin ve rütbelerin önem sırasını gözetme zorunluluğu, anlamını kapsar)

Kıraat ise : Namaz kılanın; (1) Kendisi işitebilecek derecede dil ile, (2) Harfleri mahreclerinden çıkartarak, (3) Mânası anlaşılabilecek şekilde ve (4) Tecvîd hatası olmayacak şekilde Âyetlerden bir miktar okuması, demektir. 75/18 :

فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْءَانَهُ  "O'nu okuduğumuz zaman, O'nun okunuşunu takip et." Ayet-i Kerimesindeki saklı emri, Atam şöyle özetledi : "Okuduğunu DİNLEYEN OL ve dinlediğini ANLAYAN OL."

Çocuklarımız 7 yaşına geldiğinde namazı emretmemizin vâcib bir amel olmasının hikmeti, ondaki إيّا zamirine mefulün bih olarak görev yapmayı buluğ çağına kadar tâlim ettirerek öğretmek için olabilir.

Söyle de söylenebilir: Bu vâcib ameli yapmayan anne-baba, çocuklarına ne kadar büyük bir zulüm yaptıklarını bilmeyenlerdir. Çünkü, kendini ve başkasını Nübüvvet emirlerine aykırı olarak; bedenen ve aklen, yorana / üzene Zâlim denir. Yaptığı işe de, Zulüm denir.

(9)   غَرَائِبَهُ ) Gayri munsarif çoğul bir isim olduğu için, "Sebebler var olunca, neticesinin meydana gelmesi zaruri olur" anlamı saklıdır.

(10)   الْمَوْتَ  ) mefulün bih olarak görev yapan ve mârife masdar kalıbında gelen bu ölüm ; 89/27-28 "Ey mutmain olmuş nefis! - Rabbine dön - Râzı olarak - Râzı olunarak" Ayet-i Kerimesindeki hitabdır ve "Ölmeden önce, ölünüz." Hadis-i Şerifdeki emirdirHz. Ebubekir Sıddık'ın (r.a) "Ölüm bir sedâ dır." diye verdiği haberdir.

يَاأَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ  ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً​ )

Cenaze namazı kılınan ölüm ise, masdar-ı müevvel kalıbında gelmiş ; 3/145 "Hem Ellah'ın izni olmadıkça, hiç bir nefis ölmez - o vâdesi yazılmış bir yazıdır." Ayet-i Kerimesinde bildirilendir.

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا  )

Gavs (k.s) Hazretleri buyurdu : "Ölüm anında kalp ne söylüyorsa, dil onu söyler. Kalp Ellah derse, dil de Ellah der."

 

------- Açıklama sonu -----

 

Tâlimlere, Gavs Seyyid Abdulbâki El Hüseyni (k.s) nin müjdesi ile başlayalım.

Gavs Seyyid Abdulbâki El Hüseyni (k.s) : "Hatme, Rabıta ve Vird yolumuzun esaslarıdır. Bunlardan birini yapan kapımızın önündedir. İkisini yapanın eli, elimizdedir. Üçünü yapanın eli, cebimizdedir, ne isterse alsın." diyerek sofilerine Hz. Rasulullah (s.a.v) in mirâsı olan ilim ve muhabbete tâlip olmanın edeblerini bildirdi. O'nun mirası maddiyat değildir. Çünkü, 5/64

يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ ) "Dilediği gibi infak edilir." Ayet-i Kerimesinde يُنْفِقُ ) muzari meçhul fiili 2.BAB dandır. Bu nedenle, İnfak kelimesinin anlamında "Fâilin sıfatı ile  ilgili olarak Ellah Tealanın muradına göre verilir, isteğine göre değil." ikazı saklıdır.

İnfak'ın edebini öğrenmek ve hikmetini anlamak için, 2/261, 262, 265, 272 - 274 Ayeti Kerimeleriyle düşünme tâlimi edilmeli.

Sadaka'nın edebini öğrenmek ve hikmetini anlamak için, 2/263 Ayeti Kerimesiyle düşünme tâlimi edilmeli.

Tasadduk'un edebini öğrenmek ve hikmetini anlamak için, 2/278 - 281 Ayeti Kerimeleriyle düşünme tâlimi edilmeli.

Karz-ı Hasen'in öğrenmek ve hikmetini anlamak için, 64/17, ... Ayeti Kerimeleriyle düşünme tâlimi edilmeli.

 

Önerilen TÂLİM sırası :

Öncelikle, Hadis-i Şerifi ezberleme ve bu kıssayı hayalde canlandırma tâlimi yapılır.

Sonra ;  Hadis-i Şerifdeki kelime ve harflerle ilgili olarak aşağıda listelenen sarf-nahiv bilgileriyle, kıssayı hayalde canlandırma ve düşünme (tezekkür,  tefekkür,  tedebbür  ve  muhabbet) tâlimleri tekrar edilir :

İsteâze : http://www.sarfnahiv.com/Irab/AVeZe.htm

İlim : http://www.sarfnahiv.com/Irab/ILiM.htm

1.BAB aslî : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Bab1.htm

2.BAB aslî : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Bab2.htm

3.BAB aslî : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Bab3.htm

4.BAB aslî : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Bab4.htm

5.BAB aslî : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Bab5.htm

6.BAB aslî : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Bab6.htm

İF'ÂL mezîd : http://www.sarfnahiv.com/Bina/Rubaiyifal.htm?width=600

İNFİÂL mezîd : http://www.sarfnahiv.com/Bina/BabInfiaal.htm?width=600

TEFA'UL mezîd : http://www.sarfnahiv.com/Bina/BabTefaul.htm?width=600

FÂİL : http://www.sarfnahiv.com/Irab/Fiil.htm

MEF'ÛL : http://www.sarfnahiv.com/Fatiha/MefulunBih.htm

Harficer Genel : http://www.sarfnahiv.com/Amil/HarfiCer.htm?width=600

Harficer_ Li : http://www.sarfnahiv.com/Amil/CerLi.htm?width=375

Harficer_Fî : http://www.sarfnahiv.com/Amil/CerFii.htm?width=600

Mâzi : http://www.sarfnahiv.com/Emsile/Mazi.htm

Muzâri http://www.sarfnahiv.com/Emsile/Muzari.htm

Emr-i Hazır : http://www.sarfnahiv.com/Emsile/EmriHazir.htm

Masdar : http://www.sarfnahiv.com/Emsile/MimsizMasdar.htm

Esmâ : http://www.sarfnahiv.com/Mamul/EsmaulHusna.htm

İsim : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IsimSarf.htm

İsim tamlaması : http://www.sarfnahiv.com/Fatiha/IsimTamlamasi.htm

İsim cümlesi : http://www.sarfnahiv.com/Fatiha/IsimCumlesi.htm

Fiil ve Unsurları : http://www.sarfnahiv.com/Amil/TamNakis.htm

Tam Fiil : http://www.sarfnahiv.com/Amil/TamNakis2.htm

Nakıs Fiil : http://www.sarfnahiv.com/Amil/Nakis2.htm

Fiil cümlesi : http://www.sarfnahiv.com/Fatiha/FiilCumlesi.htm

Hâl cümlesi : http://www.sarfnahiv.com/Irab/HalCumlesi.htm

Atıf_Harfi / Atf-ı Nesak ( وَ ) : http://www.sarfnahiv.com/Fatiha/AtifVav.htm?width=600

Atıf_Hatfi / Atf-ı Nesakفَ ) : http://www.sarfnahiv.com/Mamul/AtifFe.htm?width=600

Âmiller : http://www.sarfnahiv.com/Amil/AmilTablo.htm?width=450

Mânevi âmiller : http://www.sarfnahiv.com/Fatiha/ManeviAmil.htm?width=560

Mânevi - Kıyâsi farkı : http://www.sarfnahiv.com/Amil/AmilTablo2.htm?width=450

Âmil olmayanlar : http://www.sarfnahiv.com/Amil/Edatiz.htm

Sebeb bildirenler : http://www.sarfnahiv.com/Amil/SebebEdat.htm

İ'râb : http://www.sarfnahiv.com/Irab/HzAli.htm?width=600

Merfû kelimeler : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IrabTarif.htm?width=600

Mansûb kelimeler : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IrabTarif2.htm?width=600

Mecrûr kelimeler : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IrabTarif3.htm?width=600

Mebnî kelimeler : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IrabTarif4.htm?width=600

İsimlerde Tam i'râb : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IsimTamIrab.htm?width=600

İsimlerde Nakıs i'râb : http://www.sarfnahiv.com/Irab/IsimNakisIrab.htm?width=600

Altı İsim : http://www.sarfnahiv.com/Irab/AltiIsim.htm

Sonunda, Gavs Seyyid Abdulbâki El Hüseyni (k.s) nin cebinden ilim ve muhabbet alma tâlimi yapılır.  Tâlim konuları, Hz. Ali (k.a.v) nin bildirdiği 99 adet  sevginin alâmetleri ve öğütlerde (tıklayın) mevcut.

SONUÇ : Hadis-i Şerif, derlenen bilgiler ve 2/8-16 Ayet-i Kerimeleriyle birlikte düşünülürse ; (1) Gelen adamın bir münafık olduğu anlaşılır. (2) Münafıkların sözleri ve davranışları hakkında bilgilenilir. (3) Hz. Rasulullah'ın (s.a.v), münafıklar ile nasıl konuştuğu ve bizlerin de onlarla nasıl konuşmamızı istediği bilinir. ..... vb.

Tevfik Ellah Teala'dandır. (Tevfik : Cenâb-ı Hakk'ın insanı doğru yola - hakettiği için değil de - lütuf ile sevk etmesi demektir.)

Saygı ve hürmetlerimizle.

NOT: Nefsin vasıfları, vasıflanma ve belirtileri (mânevi hastalıkları) ile ilgili aşağıdaki bilgiler, Ellah Teala'nın dostlarının sohbetlerinden, eserlerinden ve tasavvuf kitaplardan derlenmiştir. Bu çalışma devam etmektedir.

 

 

Nefis ve Vasıflanma

Benlik

(Vasıfları)

Emir Altına Girmeme

(Vasıflanma)

Üstünlük Kurma

(Vasıflanma)

Menfaatini Kollama

(Vasıflanma)

Kendini Beğenme

(Vasıflanma)

Nefis (Toprak) (Ateş) (Su) (Hava)
Vasıflanma Belirtileri (Ellah Teala'nın isyankârlara dünyadaki peşin cezasıdır, azâbıdır. Bakınız :19/45)

1) Firavunluk

2) Tâgutluk

3) Nemrutluk

4) Keyfe düşkünlük

1) Hayasızlık

2) Utanmamak

3) Ellah Tealaya İtiraz etmek

4) Hz.Peygambere (s.a.v) itiraz etmek

5) İnsana itiraz etmek

6) Hırçınlık

7) İstediği olmadığı an üzüntü duymak

8) Takdir olunana razı olmamak

9) Aklına güvenmek

10) Nefsine güvenmek

11) Şeriat hükümlerini bilmemek

12) Şeriat hükümlerini öğrenmek istememek

13) İlahi emirleri inkar etmek

14) Daima "Ben" diye konuşmak

15) Doğru ve yanlışı belirleyen akıldır der

16) Doğru ve yanlışı kabul etse bile uygulamamak

17) Dinde taviz verme

18) Ahiret ilimlerini öğrenmek istememek

1) İntikam almak

2) Öfkelenmek

3) Kusur aramak

4) Kin tutmak

5) Hased etmek

6) Kıskançlık

7) Gıybet etmek

8) Laf taşımak

9) Mevki sevgisi

10) Mevki hırsı

11) Mal sevgisi

12) Mal hırsı

13) Adaletsiz davranmak

14) Zarar vermek

15) Şöhret sahibi olmayı istemek

16) Çekişmek

17) İftira etmek

18) Buğz etmek

19) Acelecilik

20) Esmâ-ül Hüsna'lardan birine sahip çıkmak

21) Şikayet etmek

22) Kendini reklam etmek

1) Cimrilik

2) İki yüzlülük

3) Yalancılık

4) Yağcılık

5) Uzun emel

6) Aşırı istek

7) Mal toplamak

8) Fakirlik korkusu

9) Yoklukta isyan

10) Hilekarlık

11) Hıyanet

12) Oburluk

13) Şüphecilik

14) Halkın yardımına koşmamak

15) Merhametsizlik

16) Bedduâ etmek

17) İnsanı, insanla kıyaslamak

18) İnsanı, hayvanla kıyaslamak

19) Tuzak kurmak

20) Çete kurmak

1) Kibirlik

2) Gurur

3) Kendini beğenmek

4) Alaycılık

5) Kendini kusursuz görmek

6) Kendini kusursuz göstermek

7) Öğünmek

8) Küsmek

9) Varlıkta sevinmek

10) Faydasız işlerle uğraşmak

11) İşe Besmelesiz  başlamak

12) Herkesin hürmet etmesini istemek

13) Hiciv etmek

14) Nükte yapmak

15) Riyazet peşinde koşmak

16) Şaşkın olmak

17) Taatına güvenmek

18) Mahlukata gönül kaptırmak

19) Hakaret etmek

20) Çirkin konuşmak

"Bu hastalıkların hangileri bende mevcut?" sorusuna cevap aramakda bir TEZEKKÜR dür.